Haziran Ayı Konuğumuz Cahit Berkay

Haziran Ayı Konuğumuz Cahit Berkay

Usta müzisyen, Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne sahip, Anadolu Rock Müziğinin en önemli temsilcilerinden ve Moğollar Grubunun kurucusu.

Sanat hayatının 55, Moğollar grubunun 52. yılında hala 60.000 kişilik konser alanlarını dolduran, birçok Altın Portakal ödülünün yanı sıra Jimi Hendrix ve Pink Floyd’tan önce, “French Academie Charles Cros Grand Prix Du Disque” ödülüne layık görülen, müziğiyle her kuşağa hitap edebilen, Anadolu müziğinin temsilcisi, Deniz’in dedesi Cahit Berkay ile sanat hayatına ve hayata dair sıcacık, öğretilerle dolu, “çok çalış ve kendini sürekli geliştir, ÇÜNKÜ BAŞKA SEN YOK!” dediğimiz samimi bir sohbet.

Soru: -1962’de ilk olarak “Siyah İnciler” isimli grubunuzu kurdunuz. Siyah İnciler’de kimler vardı ve nasıl kuruldu? Kısaca bahsedebilir misiniz?

Cahit Berkay: Lise zamanında, daha 18’e bile gelmemişiz, 16-17 yaşlarındayız. O dönem müziğe karşı müthiş merak var. Ben türkülerle büyümüş biriyim ama çocukluğumdan beri bir akordeon sevdam, bir de gitar sevdam var. Bir gün elime gitar aldım, mandolinden de bir el yatkınlığı olduğu için gitarı hemen çözdüm. Okulda da laf açılınca ben gitar çalıyorum diye, bir grup kurma fikri ortaya çıktı. Önce Uğur Dikmen’le, tanıştık. Ender vardı, Ender gitar çalıyordu işte bu şekilde amatör bir grup kurduk. Daha sonra da Uğur Gürpınar katıldı. Hatta Kabataş Erkek Lisesi’nin bahçesinde grubumuzun resmi var.

Çekirdek kadro her şeydir! Beşiktaş’ta Çam Düğün Salonu vardı, hep beraber orada çalardık. Düğün salonları o zamanlar bir ekol gibiydi. Düğün salonu bizlerin yetiştiği yerlerdi, ayrıca para da kazandırırdı.

Haziran Ayı Konuğumuz Cahit BerkaySoru: İlk paranızı oradan kazandınız diyebilir miyiz?

Cahit Berkay: İlk 50 lira gibi bir şey kazandım. Düşünün babam, kadın manto, tayyör, annem de entari diker ve haftada 50 lira kazanırlardı. Bense bir gecede 50 lira kazanıyordum. Düşünebiliyor musunuz? Amatörüz aslında.  Bunula ilgili bir anı anlatayım. Yazın Küçükçekmece’de kamplar vardı. Şimdiki gibi beton olmamıştı her yer, plajlar falan vardı. Oradaki askeri bir kamptan iş teklifi geldi. Küçükçekmece şimdiki gibi değil, o zaman İstanbul’un öbür ucu. Uzak bir semt. Dedik ki “Biz nasıl gideceğiz?” Onlar da “Dert etmeyin, biz sizi aldırırız.” dediler. Hiç unutmuyorum. Evin sokağına, Mercedes markalı koca bir askeri kamyon gelmişti. Biz aletleri koyduk, bizim aletler onun içerisinde kibrit kutusu gibi kaldı, en fazla hacmi de davul kaplıyor, düşünün.

Amatör dönemimiz böyle küçük anılarla geçti ama daha sonra Selçuk Alagöz’den profesyonel bir teklif gelince iş ciddiye bindi. Bir de aileden izin almadan hiçbir şey yapamıyorsun. Onlar da haliyle illaki bir diplomam olsun istiyorlar.

Soru: Anne ve babanız nasıl karşıladı müzikle uğraşmanızı? Desteklediler mi sizi?

Cahit Berkay: O zamanlar liseyi yeni bitirmiştim. Üniversitede İktisat Fakültesi’ne kayıt yaptırdım ama asıl hedefim mimar olmaktı; o sene kazanamadım Mimar Sinan’ı. Güzel Sanatlar Akademisi diye geçiyordu Mimar Sinan. Anneme ve babama “Size bu diplomayı mutlaka getireceğim, söz veriyorum” dedim. Öyle izin aldık. Zaten annem ve babam da beni Selçuk Alagöz’ün anne babasına emanet etti. Nur içinde yatsınlar annesi babası bize evlatları gibi ihtimam gösterdiler. Bize çok iyi baktılar.

Soru: 1968 yılındaki ilk 45’liğiniz Siyah İnciler’le olan bir çalışma mı?

Cahit Berkay: Yok, Siyah İnciler’le hiç kaydımız yok. Selçuk Alagöz ile var. 1965-1968 arası, Selçuk Alagöz ile çalıştım. Biri Selçuk Alagöz ile ‘Altın Mikrofon’ yarışması olmak üzere iki kere Hürriyet Gazetesi yarışmalarına katıldım. Bir anım var, şimdi Hürriyet gazetesi, finale kalan 10 gruba ayrı ayrı birer 45’lik kaydı yapıyor. Sonucunda biz de ilk kaydımızı Harbiye’de bulunan TRT radyo binasında, büyük sanatçılarımızdan birinin ismini taşıyan bir salonda yaptık. Radyo salonu orkestrasıyla, klasik müzik, halk müziği kayıtlarının yapıldığı yer. Tavandan kalın bir kablonun ucunda, yarım metrelik bir mikrofon sarkıyor. Dediler ki “O mikrofonun karşısında bir yere kurulun.” Biz işte tam o noktaya davulu kurduk, amfileri koyduk, “Tonmaister” falan görülmüyor. Sadece içerde bir hoparlör var ondan yönlendirmeler geliyor. Neyse, “Hazır mısınız?” diye bir ses geldi hoparlörden. “Evet” dedik ve başladık çalmaya. Yarışmaya katıldığımız parça “Kabağı da boynuma takarım aman” diye bir Isparta türküsü, hiç unutmuyorum. Bir müddet sonra yine o ses dedi ki “Durun”. Durduk ve o ses bize “Davulu 2 metre geriye çekin” dedi. Biz de davulu 2 metre geriye çektik. Anlayacağınız anında manuel mix yaptırdı. Şimdiki geldiğimiz teknoloji de özel mikrofonları vardır hepsinin, onlarla kayıt yapılıyor sahnede, stüdyoda. O zaman bütün kayıt, tek mikrofona işte, o amfinin sesini biraz kıs, şunu biraz geriye taşı şeklinde birebir canlı mix yapılıyor. Anlayacağınız ilk kaydımızı ileri geri, ileri geri birebir canlı mix deneyimini yaşayarak yaptık. Şimdiki gençlere anlatıyorum da çok gülüyorlar.

Soru: Moğollar grubunun dinleyicilerinin çok enteresan bir yaş yelpazesi var. Bunu hep merak ediyoruz. 65 kuşağı var, daha gençler var, orta yaş üstü var. 3 kuşak diyebiliriz. Bir sanatçının bu kadar geniş bir dinleyici yelpazesine sahip olması aslında büyük bir başarı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Cahit Berkay: Bu çok sık gündeme gelen bir şey. Bunu şöyle izah ediyorum ben. İlk dönem gençlik zamanlarımıza denk geldi. Aklımız yarım metre havada dolaşıyorduk. Sonra zaten grup dağıldı. 1993 sonunda tekrar bir araya geldiğimiz zaman, tabi ki daha da olgunlaşmıştık. Barış Manço’yla çalıştık, Cem Karaca ile çalıştık. Özellikle Cem Karaca ile çalışmamız beni daha da olgunlaştırdı. Belli bir yaştan sonra hayata bakış açınız değişiyor. Hayata bakışınız daha anlamlı oluyor, geriye baktığınız zaman kör bakmıyorsunuz, görerek, anlayarak bakıyorsunuz.

İşin özünde, vicdan, hak, emek gibi kavramlar hayatımda çok önemli, çok dikkat ettiğim, çok önemsediğim, konular haline geldi. Tek bir üzüntüyü yahut sevinci tek senin değil, başkalarının da üzüntüsü ya da sevinci olarak görüyorsun ve ortak bir şarkı oluşuyor. Yani bu anlamda toplumun sesi, derdinin sesi olmuş oluyorsunuz, haliyle her yaş grubundan da dinleyiciniz oluyor.

Soru: Kendini yorumlayamayan insanların da sesi olmuş oluyorsunuz diyebiliriz o zaman?

Cahit Berkay: Evet, 1994 Moğollar albümü de ilk örnektir bu bağlamda. Mesela ben, hayatımda şarkı sözü yazmadım. Hep enstrümantal çalışan bir insanım. Fakat 1993’de yaşanan olaydan sonra “Dinleyiverin gari” diye bir parça yaptım. Yani bir şekilde eleştiriler yaptık, hani bir geleneğimiz vardır ya, türkülerde taşlama geleneği vardır. O da öyle taşlama tarzı bir parçaydı. Sonra onu ben “Hortumcu dayı” yaptım. Ağlanacak halimize gülelim istedim açıkçası.

Soru: Kaç tane film müziği bestelediniz?

Cahit Berkay: 190 civarında sanırım. Benim için çok özel olanlar var. Mesela Zeki Alasya, Metin Akpınar filmleri vardır. “Güler misin Ağlar mısın?” dönemi güzel zamanlardı. Ben Fransa’dayım, burada sektör durmuyor tabi. Ya Zeki, Metin film çekiyor ya da Kemal Sunal film çekiyor. Fransa’da parasız kaldığım zaman Türkiye’ye gelir burada film müziği yapar paramı kazanır dönerdim Fransa’ya, ama o zamanlar telif hakkı diye bir şey yoktu. Benim yaptığım bir film müziğini “Nereye Bakıyor Bu Adamlar”, “Kim Bunlar”, ne bileyim ‘”Kapıcılar Kralı” gibi ne kadar Zeki, Metin ne kadar Kemal Sunal filmi varsa kullanmışlar. Mesela ‘Davaro’ya’ yaptığım müzik, Kemal Sunal’ın kaç tane filminde vardır. Bunları saymazsak, her bir filme ithafen yaptıklarım 190 küsürdü. Ama bunları da katarsak ki ben yapmadım tabi ki, başkaları yerleştirmiş filmlere, sanırım sayısı 300’ü bulur.

Soru: “Selvi boylum al yazmalım” ve birçok film müziğiniz hala kulaklarımızda fakat yeni dönem film müziklerinden çok akılda kalan yok. Buradaki durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Haziran Ayı Konuğumuz Cahit BerkayCahit Berkay: Benim o dönem, yani 70’li yıllarda yaptığım filmlerin hepsi gişe filmleri. Yani hasılatı çok yüksek filmler. Bir de “Star Sineması” dediğimiz bir şey var. Şöyle ifade edeyim; Zeki- Metin var, Kemal Sunal var, Türkan Şoray, Kadir İnanır var ve bu filmlerin hikayesi hiç önemli değil. Önemli olan orada seyircinin Türkan ile Kadir’i bir arada görmesi, üstüne de güzel bir müzik… O yılarda yaşadığım bir hikayeyi anlatayım.

Eskiden her bölgenin ayrı bir dağıtıcısı vardı, Karadeniz bölgesi, Adana bölgesi, Ege Bölgesi gibi. Bölgelere giderdi filmler, şimdiki gibi dijital gitmiyor. O zamanlar film, bir sandığın içinde, 7 parça olarak giderdi. Bir hafta Adana’da oynar, Adana’dan kalkar, bir hafta Mersin’de oynar, ama film aynı film. Her yeri dolaşır. Bölgenin anlamı bu. Bir gün, o dönemin en büyük prodüktörlerinden bir tanesi olan Akgül Film’in sahibi İrfan Ağabey’in yanındayım. İrfan Ağabey bana, “Ya bak Cahit’cim, telefon Adana bölge temsilcisinden, Adana bölge Türkan’lı Kadir’li bir film istiyor, başka bir bölgem de Zeki’li Metin’li bir film” dedi. İşin özü buydu yani, senaryo, hikaye falan önemli değil. O da bir Türkan Şoray filmi yapmaya karar vermiş. Bahsettiğimiz film, ‘Bodrum Hâkimi’, Kadir İnanır ve Türkan Şoray filmi. Ünal Ağabey bana sadece “Bak Cahit, öyle bir müzik yapacaksın ki, insanlar sinemadan çıkarken, ıslıkla onu söyleyecekler” dedi. Film Bodrum’da geçiyor, Yunan tarzı olacak ama Grek olmayacak. Gel bunu çöz sen diyorlardı, biz de çözüyorduk.

Akılda kalıcı, frapan, hatta tam karşılığı çarpıcı müzik isteniyordu o zaman. Aslında bu doğru bir şey değil film için. Dramatik bir sahne geçiyorsa o filmin içinde, insanlar ne yapar? Üzülür, ağlayacak hale gelir. İşte müzisyenin görevi burada başlar, sen en öyle bir müzik yaparsın ki o damlayı akıttırırsın. Ya da aslen bir kahkaha çıkmayacak, gülümseten bir komedi sahnesinden bahsediyorsak, oradaki o duyguyu sen desteklersin ve kahkaha attırırsın, daha etkili olur sahne. Hiçbir zaman sahneyi örtmeyecek, o sahnenin etkisini kaçırmayacak, insanları sahneden kopartıp müzik dinleyecek hale getirmeyeceksin. Bu yanlış bir şey. O zaman öyle istendiği için öyle yapılıyordu.

Soru: Sizce kötü bir filmin güzel müzikleri o filmin reytingini arttırır mı?

Cahit Berkay: Hayır, yani sen dünyanın en güzel müziğini yap kötü bir filme, yine de o kötü filmi ayağa kaldıramazsın.

Soru: Müzik kurtarmaz mı filmi?

Cahit Berkay: Yok ama iyi bir filmi de batırır kötü müzik yaparsan. O denge çok önemli.

Soru: İzlediğiniz filmlerdeki şu melodiyi veya şu şarkıyı hiç unutamıyorum dediğiniz bir müzik var mıdır size ait olmayan?

Cahit Berkay: Yabancılarda çok var.

Soru: Kim mesela?

Cahit Berkay: Bir Zamanlar Amerika filminin müziklerini 1.000 kere de dinlesem bıkmam. Zamfir’de aynı şekilde, fakat en sevdiğim Hans Zimmer.

Örnek olarak bir filmi “müziklemek” dediğiniz zaman en iyi örnektir o. Niye biliyor musunuz? Mesela bir filmin başından sonuna kadar o filmde nerdeyse boş bir sahne yoktur; çok azdır müziksiz bir sahne fakat siz onu hissetmezsiniz. Yani müzik öyle bir girer, öyle bir kaptırır ki sizi, o filmin içinde müziğin sesinin çıktığını hissetmezsiniz bile. İşte müziğin böyle olması lazım. Ancak bugün böyle bir örnekle karşılaşmak çok zor. Sinemacılar 90 dakika film istiyor. Filmin hikayesi 75 dakika. Ben bu yüzden sektörden çıktım. Dizi de yapmıyorum, film de. Dizi de bir bölüm 120 dakika. İlk bir iki bölüm dolu dolu, sonra bakıyorsun sahnelerin içi boşalıyor. Sahneleri doldurmak için basıyorlar müziği. Müzik bir noktadan sonra müzik olmaktan çıkıyor. Üstelik sana bir gece evvel getiriyorlar ve diyorlar ki “Yarına o müzik hazır olacak”. Şimdi gençler 3-4 kişi bir araya gelip, böyle üstesinden geliyorlar sürecin.

Soru: Teknoloji ile aranız nasıl?

Cahit Berkay: Gayet iyi. Ben treni kaçırmadım diyebilirim. Her müzik branşında teknolojiden oldukça faydalanıyoruz.

Soru: Son gelişmelerle işiniz kolaylaştı mı müzikte?

Cahit Berkay: Tabi ki ama bir hususu belirtmekte fayda var. İnsanlar bilgisayarlar müzik yapıyor sanıyor. Hayır, bilgisayar senin vermediğin bir şeyi yapamaz. Öte yandan bilgisayar teknolojisi gelişti. Eskiden home stüdyo dediğimizde ortada kocaman bir mikser, bir bilgisayar ve kenarda 7- 8 tane modül olurdu üst üste. Modül dediğim şey efekt cihazları ya da ses modülleri; oralardan aldığın sesler. Ama bugün hepsi gitti. Mikserler de gitti. Plugin dediğimiz bir şeye dönüştü iş. Bilgisayar içine birtakım programları yüklüyorsun. Saydığım bir sürü cihaz ile aynı işi yapıyor bilgisayar.

Soru: Bu durumda teknoloji için en büyük yardımcılarınızdan biri diyebiliriz. Yani evinizde bile kayıt yapabiliyorsunuz şu anda. Peki, kitapları dijital platformda okumak hoşunuza gidiyor mu?

Cahit Berkay: Analog dünyaya açmışız gözümüzü. Oradan geldik. Yoğun emek isterdi her şey. Hatta dedim ya tek mikrofonla kayıt yapıyorduk. Hadi hücum kayıt, 5 kişi aynı anda çalmaya başlıyor. Bir seferde herkesin doğru çalması lazım. Birisi hata yaptı mı bir daha baştan çalıyorsun. O hata yapan aynı hatayı tekrar tekrar yaparsa sonu pek iyi olmuyordu. Şaka bir yana, herkesin işini çok iyi yapması için çok sıkı çalışması, kendini devamlı güncel tutması gerekiyordu. Şimdi devir değişti. Gruplar ayrı ayrı giriyorlar kayıta, kimse kimsenin yüzünü görmüyor yani basçı ile davulcu birbirinin yüzünü bile görmeden kayıt yapılıyor. “Bu parçada bası ben çaldım ama davulcu kimdi bilmiyorum” durumu!

Soru: Bizim bazı şarkılardan duyguyu alamamamızın nedeni bu olabilir mi?

Cahit Berkay: Bak seninle burada röportaj yapıyoruz. Ne yapıyoruz, sen bana soru sorarken, ben senin soruyu sormandan etkileniyorum ve ona göre o heyecanla cevap veriyorum…

Soru: Röportaj yapmak isteyen birisinin “Ben size soruları göndereyim, siz sonra bana cevapları yollarsınız” gibi teklifiyle hiç karşılaştınız mı?

Cahit Berkay: Çok, bir de ben sana yazılı gönderirim diyor. Ondan sonra ben oturacağım, daktilo gibi bir bilgisayarda onu yazacağım. Yazacağını unutuyor insan. Şimdi aklıma gelince her şeyi bir çırpıda anlatıyorum. Konu konuyu açıyor. Diğer türlü kitap yazmak gibi bir şey oluyor.

Soru: İnternet olsun, çevremizdeki insanlar olsun, Cahit Berkay ile ilgili ne düşünüyorsunuz dediğimizde; genelde aldığımız cevaplar “Çok saygı duyuyorum, saygı duyulan bir sanatçı, saygı duyulan bir kişilik” şeklinde. Öyle bir saygı ki, hep ön planda. Cahit Berkay olmanın size farklı sorumluluklar yüklediğini düşünüyor musunuz? Yoksa, bunu çok düşünerek yaşayan bir insan değil misiniz?

Cahit Berkay: “Kendi halindeyken giyimine kuşamına dikkat etme ama toplum içine çıktığın zaman kravat tak” derlerdi ya, tabi ki devir değişti ama toplum içinde olmanın her zaman bir adabı var. “Ben böyle seviyorum” diyemezsin. Bir de baktığın zaman böyle durup dururken sana yapışan bir şey değil saygı. Bunu hak etmen gerekiyor. Onu hak edebilmen için de önce sen saygı göstereceksin. Sen saygılı olacaksın. Topluma, onu oluşturan her yaştan insana saygı göstermezsen beklediğin o saygıyı da bulamazsın. Sevgi de öyledir. Sevgi göstermeyen, nemrut bir adamsan kimse seni sevmez. Toplumun görünmez kurallarındandır hepsi.

Soru: Bir röportajınızda “Rock” müziğin de, aşkın da içi boşaldı demişsiniz. Bunu alıntı mı yaptılar yoksa gerçekten de düşünceniz bu mu?

Cahit Berkay: Herkes için söylenmiş bir şey değil ama şöyle bir baktığınız zaman “Rock müziğin felsefesi vardır” diye düşünen bir kuşağın mensubuyum ben. Rock’cıyım dediğiniz zaman ben şunu anlarım: “Ben hayatta tamamen müzisyenim ve benim muhalif bir duruşum var. O muhalif duruşum da benim müziğimde kendini gösterir.” Anlatmak istediğim buydu.

Soru: Hayatta birçok kimliğiniz var, sanatçı, Deniz’in dedesi, inanılmaz eserler yapmış bir müzisyen… Kimliklerinizin hepsinde çok başarılısınız. Peki, sizin gibi farklı kimlikleri olan insanlar için, kendilerini unutmamaları için, “Çünkü başka sen yok!” diyebileceğiniz bir tavsiyeniz var mı?

Cahit Berkay: Şimdi özgünlük çok önemli. “Özgün ol” diyebilirim.

Soru: “Özgün ol! Çünkü Başka Sen Yok” ya da “Kendin Ol! Çünkü Başka Sen Yok” diyorsunuz o zaman. Bu sanırım bütün kimlikleriniz için geçerli. Özellikle sanat çalışmalarınız için özgün olmak ayrı bir önem taşıyor sanırım.

Cahit Berkay: Kalıcı olmanın, alkışı güçlü almanın yolu özgün olmaktan geçiyor. Özgün olmak için de dolu olman gerek. “Dolu”dan kastım da şu, hep şu örneği veririm ben; hepimizin beslenme çantası var, o beslenme çantası, yemek koyduğun çanta değil bugüne kadar gelirken, edindiğin, öğrendiğin şeylerdir. Ama her şeyin başında kültür gelir. Kültür nedir? Beraber kahkaha atmak, beraber ağlamak beraber konuşmak, beraber öğrenmek. Hem de derinlemesine öğrenmek. Yüz kelime ile konuşuyorsan hiçbir şey yazamazsın. Senin yazdığın şarkı sözü de bir şeye benzemez, yazdığın şiir veya kitap da. Öğreneceksin, öğreneceksin, öğreneceksin.

Önce öğreneceksin! Kendi kültürünü, kendi folklorunu, kendi edebiyatını, kendi sinemanı, kendi tiyatronu yani kendi kültürünün içine ne giriyorsa, araştıracaksın, öğreneceksin. Örneğin Pir Sultan’ı tanıyacaksın, Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Karacaoğlan’ı tanıyacaksın. Demiyorum ki hatim indir, ama tanı.

Ondan sonra otur şarkı sözü yaz. Kendi kültürünle kendini doldurup, özümseyip ardından onun üzerine Amerikan, İngiliz, Hint, Çin motiflerini de üstüne eklersen, işte o zaman ben sana şapka çıkartırım!

Aslında bu şoven bir yaklaşım değil, tabi ki dünyada yalnız yaşamıyoruz. Üstelik geldiğimiz devirde her şey global. Söz gelimi Çin’de bir şey olduğu zaman anında haberin oluyor. Ama özünü bilmek, anlamak önemli. Bir de kapasiteni bileceksin; çok maymun iştahlı olursan da birbirine karıştırırsın her şeyi. O yüzden özümsemek de çok önemli, sadece yabancı kültürlere takılıp kalmayacaksın.

Soru: Sanata gönül verenler için çok önemli ifade ettikleriniz. Bunlar için ayrıca teşekkür ederiz. Moğollar yabancılar tarafından da çok dinlenen ve müziği çok beğenilen bir grup. Mesela yurtdışındaki konserlerinizde, sözlerini anlamasalar bile herkes hayranlık dolu gözlerle takip ediyor sizi. Bunu neye bağlıyorsunuz? Moğolların müziği evrenseldir diyebilir miyiz?

Cahit Berkay: Çünkü müziğe tercüman gerekmez. Müzik, müziktir. Üzerinde sözler bir enstrümandır aslında. O da bir ritim, melodi taşır. Sesin bir rengi vardır. Bugün Selda Bağcan’ı bütün dünya dinliyor. Herkes Selda’nın ne söylediğini anlıyor mu? Anlamıyor tabi ki. Ama onun sesinde bir muhteşem tılsım, bir albeni var. Pardon “duy beni” var.

İlk defa New York’a gittik, çıktığımız mekanın sahibi Türk. “Ağabey, içerisinin yarısından fazlası Amerikalı” dedi. Acayip şaşırdım. Bu da internetin gücü işte, adam internetten giriyor, buluyor, dinliyor. Üstelik konserimize de geliyor.

Soru: Şimdi yeni bir kayıt için Hollanda’ya gidiyorsunuz sanırım, buna da kısaca değinebilir misiniz? Ne çıkacak, neden gidiyorsunuz? Neyin kaydı olacak? Moğollar yurt dışında yeni bir şeyler mi yapıyor?

Cahit Berkay: Hollanda’ya konser için gitmiştik sonra stüdyonun sahibinden bir talep geldi. “52 senedir hala ayaktalar ve hala müzik yapıyorlar; bu da iyi olduklarını gösterir” demiş. Hoşuma gitti. Dediğim gibi Moğollar, beslenme çantasını doğru kurmuş. Neredeyse 3 kuşaktır müzik yapıyoruz. Festivallere bir gidiyoruz 60.000 kişi var. 60.000 kişiyle beraber zıplıyoruz, beraber söylüyoruz, beraber eğleniyoruz. Bir hareket var elleri çapraz yapıyorlar; bir görseniz! muhteşem bir manzara oluyor.

Soru: Moğollor dışında biraz önce bahsettiğiniz gibi, işini doğru ve güzel yapan, müziğini dinlediğinizde keyif aldığınız gruplar var mı Türkiye’de?

Haziran Ayı Konuğumuz Cahit BerkayCahit Berkay: Var tabi olmaz olur mu, yeni kuşaktan da var, eskilerden de var. Mesela yenilerden Mor ve Ötesi. Mor ve Ötesi deyince aklıma bir şey geldi, Serkan Fidan dedi ki bir gün, “Yahu onların da hepsi 50 yaşına geldi, 30 senelik grup oldular.” Onun dışında, Teoman var, Şebnem var. Öyle güzel çoğaldılar ki hepsine yetişemiyoruz bile. Festivallerde bir araya geliyoruz. Hep beraber çalıyoruz kulisteyken. Gülüyoruz, eğleniyoruz, alkışlıyoruz. Hayko var mesela o ayrı zaten. Türkücüler var, Ender Balkır, Hüseyin Turan… Bunları ıskalamayacaksın. Bunlar etrafındaki güzellikler, bunları yakaladığın zaman, gönlünü hoş tutarsın, zevk alırsın. Sadece ben müzik yapacağım, herkes beni dinlesin gibi bir derdim yok ki benim. Güzel müzik yapan, çalıp söyleyenler var, onları da kaçırmayacaksın.

Soru: Herkesin kendi dalında kendini geliştirmesi, hangi meslekten olursa olsun beslenme çantasını doğru hazırlaması “Çünkü Başka sen yok” ifadesini çok güzel tamamladı aslında. Keşke herkes düşünse, kendi işimin üstüne ne katabilirim ne okuyabilirim ne yapabilirim diye…

Cahit Berkay: Bir de şu var, 86 milyon olmuşuz. Bunun büyük bir çoğunluğu da genç kuşak. Onlar için çok önemli; zamanını iyi değerlendireceksin, kendini geliştireceksin. Geliştirmenin yolu da beslenme çantandan geçiyor. Beslenme çantan sağlamsa işin sırrını çözmüşsün demektir.

Soru: NN Hayat ve Emeklilik olarak “Çünkü Başka Sen Yok” diyerek toplum tarafından saygı duyulan, topluma yol gösteren, ilham veren isimlerle röportajlar yapıyoruz. Bu bağlamda bizlere vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. ÇÜNKÜ BAŞKA CAHİT BERKAY YOK!

Cahit Berkay: Ben teşekkür ederim. Son olarak konunuzla alakalı bir ekleme daha yapmak isterim.

Var olmak hafif bir şey değildir. Var olmanın bir ağırlığı vardır. Önemli olan o ağırlığı taşımak, hatta sırtında küfe varmış gibi taşımak değil, tüy gibi taşımak. Taşımak derken kastettiğim yaşamak yani. Hissederek yaşamak. Yaşadığın zaman, yaşatırsın. Yaşamadığın bir şeyi, hissetmediğin bir şeyi yaparsın da yalandan yaparsın. O da belki çok paraya döner. Ben asla o tarafta olmadım. Öyle para kazanmak istemedim hiç hayatımda. Kalsın o para. Çok çalışacaksın, üreteceksin, kendini geliştireceksin…

Özet olarak çok çalış, üret ve sürekli geliştir kendini. ÇÜNKÜ BAŞKA SEN YOK!

Sahrap Soysal’la keyifli bir sohbet” başlıklı blog yazımıza gidebilir ya da Bizim Dünyamız kategorisine geri dönebilirsiniz.

Herhangi bir şey ara