Genetik Nedir?

Kalıtım bilimi olarak da bilinen genetik, biyolojinin organizmalardaki kalıtım ve çeşitliliğini inceleyen bilim dalıdır. ‘Köken’ anlamına gelen “Genesis” kelimesinden gelmektedir. Biyolojinin bir alt dalı olup, canlı organizmalardaki kalıtım ve çeşitliliği inceler. Canlıların özelliklerinin kalıtsal karakterlere sahip olduğu bilinciyle, tarih öncesi çağlardan beri bitki ve hayvanlar ıslah edilmiştir. Aynı zamanda, kalıtımsal aktarım mekanizmalarını anlamaya çalışan modern genetik bilimidir. 19. yüzyılın ortalarında, Gregor Mendel’in çalışmasıyla başlamıştır. Gregor Mendel, kalıtımın fiziksel temelini bilemediyse de bu özelliklerin ayrık tarzda aktarıldığını gözlemlemiştir. Günümüzde bu kalıtım birimlerine “gen” adı verilmektedir.

İlk Genetik Çalışması, Mendel ve Klasik Genetik

Modern genetik biliminin kökleri, Avusturyalı, bir Augustin’ci keşiş ve bir botanikçi olan Gregor Johann Mendel’in gözlemlerine dayanır. Bu bilim dalının babası olarak kabul edilen Mendel, bitkilerde kalıtım özellikleri üzerine ayrıntılı çalışmalar yapmıştır. 1856 yılından itibaren Mendel, çeşitli bezelye varyetelerine ait tohumları toplamaya ve onları manastır bahçesinde yetiştirerek aralarındaki farkları incelemeye başladı. Yaklaşık olarak 10 yıl süren gözlem ve deneylerinin ardından, bu çalışmasının önemli bulgularını “Versuche Über Pflanzenhybriden (Bitki melezleri üzerinde denemeler)” adlı ünlü inceleme yazısıyla yayımladı ve bu yazıyı 1865’de Brunn Doğa Tarihi Kurumu’na sundu. Mendel bu çalışmasıyla, bezelye bitkilerindeki bazı özelliklerin kalıtımsal tekrarını izleyip bunların matematiksel olarak tanımlanabileceklerini göstermiştir ve kalıtımın edinilmiş değil, tanecikli olduğunu ve birçok özelliğin kalıtımının basit kural ve orantılarla açıklanabileceğini öne sürmüştür.İlk Genetik Çalışması Nedir ve Ne Zaman Yapılmıştır?

O tarihlerde DNA, kromozom, mayoz bölünme gibi kavramların henüz ortaya konmamış olmasından ve bilinmediğinden, Mendel’in sadece fenotipik (gözlenebilen) karakter ayrılıklarına göre yapmış olduğu değerlendirmelerin son derece başarılı olduğu söylenebilir.

Mendel’in ölümünden sonra 1890’lara kadar, onun çalışmasının önemi geniş çaplı olarak anlaşılamamıştı. O dönemde benzer konular üzerinde çalışan başka bilimciler onun çalışmalarını tekrar keşfetmişlerdi ve ölümünden 16 yıl sonra Hollanda’da Hugo De Vries, Almanya’da Correns ve Avusturya’da E. Von Tschermak adlı üç biyolog, çeşitli bitki türlerinde, birbirlerinden habersiz yaptıkları araştırmalarla, Mendel yasalarının geçerliliğini gösterdiler ve tüm sonuçları “Mendel yasaları” adı altında topladılar.

Genetik terimi 1905’de Mendel’in çalışmasının önemli savunucularından olan William Bateson tarafından Adam Sedgwick’e gönderilen bir mektupta ortaya atılmıştır. William Bateson 1906’da

Londra’da yapılan Üçüncü Uluslararası Bitki Melezleri Konferansı’nda yaptığı açılış konuşmasında kalıtım çalışmasını tanımlarken “genetik” terimini kullanarak bu terimin yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Mendel’in çalışmasının yeniden keşfinin ardından, DNA moleküler temelini geliştirmeye yönelik birçok deney yapılmıştır. Thomas Hunt Morgan 1910’da genlerin kromozomlarda yer aldığını, mutasyon geçirmiş beyaz gözlü Drosophila (meyve sineği) üzerindeki gözlemlerinden yola çıkarak ileri sürmüş ve 1911’de mutasyonların varlığını ortaya koymuştur. Morgan’ın öğrencisi olan Alfred Sturtevant ise “genetik bağlantı” fenomenini kullanmıştır. 1913’de genlerin kromozom boyunca birbirini izleyen dizilişi ve düzenini gösteren, ilk “genetik harita” sını yayımlamıştır.

İstanbul’da Bisiklet Sürülebilen Yerler” başlıklı blog yazımıza gidebilir ya da Öğren kategorisine geri dönebilirsiniz.