Hangimiz zengin olmak ve refah seviyemizi yükseltmek istemeyiz ki? Evet biliyoruz, hepimiz isteriz ancak maalesef insanoğlu ihtiyacı olandan fazlasını tüketme, israf etme ve sanki hiçbir şey olmayacakmış gibi kirletme konusunda çok başarılı. Hal böyleyken gezegenimizdeki ekolojik sistemin çökmemesi mümkün değil. Üstelik artan nüfus, gelişen teknoloji kadar “güç kavramı” da tüketim normlarını olumsuz etkiliyor. Biraz acımazsızca olmakla beraber, zenginlerin çoğunun dünyaya yarar sağlamaktan çok zarar verdiğini söyleyebiliriz.

İşte bazı rakamlar…

Dünya nüfusunun en zengin kısmı, yani toplam nüfusun % 0.54’üne denk gelen yaklaşık 40 milyon süper zengin, yaşam tarzı nedeniyle sera gazı salınımının % 14’ünden sorumluyken, ortalama gelir seviyesinin oldukça altında bulunan insanlar ki bu da yaklaşık 4 milyar insana yani dünyadaki toplam nüfusun % 50’sine tekabül ediyor, sera gazı salınımının sadece % 10’undan sorumlu. Yanlış anlamadınız; 40 milyon insan, 4 milyar insandan daha fazla sera gazı salınımında sebebiyet veriyor!

Peki, süper zenginleri bir kenara bıraktığımızda durum nedir? Yani zenginlik seviyesini biraz düşürdüğümüzde nasıl rakamlarla karşılaşıyoruz?

Karbon Salınımının Yarısı Dünyanın En Zengin %10'undan KaynaklanıyorDünyanın en zenginlerinden oluşan %10’luk bir nüfus dilimi, çevre kirliliğinin yaklaşık %40’ından sorumlu. Gelişmiş ülkelerde yaşayan çoğu insan bu kategoriye giriyor, yani küresel anlamda varlıklı olmak için kendinizi zengin saymanız gerekmez. Zengin ülkelerdeki birçok fakir insan bile küresel ortalamaya kıyasla “orantısız” bir büyüklükte ve “sürdürülemez” bir ayak izine sahip.

Şu anda bilim insanları özellikle zenginleşmeden kaynaklanan yıkımı en aza indirebilmek için sürdürülebilir büyüme üzerinde çalışıyor. Çünkü, teknolojik gelişmeler emisyon oranlarını ve diğer çevresel etkileri azaltmaya yardımcı olurken, dünyadaki refah artışı tüm olumsuz etkilerin artarak devam etmesine neden oluyor. En temiz teknolojilerin bile çalışması için belirli kaynaklara ihtiyaç duyulur. Verimlilik tasarrufları ise genellikle daha fazla tüketime neden olur.

Konuya şöyle basit bir örnek verebiliriz. Bu noktada temel sorun üretim yapan firmanın çevreci olup olmaması değil. Araba üreten bir kurum dünyadaki tüm rakiplerinden daha çevreci olabilir. Ebetteki bu çevreci kurumun bile doğaya zarar vermeden üretim yapması mümkün değil. Ancak büyük resmi araba üreticileri değiştirmiyor. Resmi bisiklet ya da toplu taşıma araçları yerine araba kullanmayı tercih eden bizler değiştiriyoruz. Bizlerin bu tercihi yüzünden oluşan çevre kirliliği tüm üretici firmaların dünyada bıraktığı olumsuz etkiden yüzlerce kat fazla!

Dolayısıyla bilim insanları, sorunu çözmenin “sadece yeşillendirmekten” değil, “tüketimi azaltmaktan” geçtiğini ifade ediyorlar.

Gelecekte yaşanabilir bir dünyamız olması için zengin-fakir herkesin öncelikli olarak, Kanaatkar Bir Yaşam Tarzını benimsemesi gerekiyor. Verimliliğe değil yeterliliğe, en iyiye değil yeterliye, ihtiyacımız var. Kısaca mottomuzun “Daha iyi ama daha az” olması gerekiyor.

Kaynak: nature.com/articles/s41467-020-16941-y#Sec2 

İstanbul’un en yeni oksijen deposu: Kemerburgaz Ormanı” başlıklı blog yazımıza gidebilir ya da Öğren kategorisine geri dönebilirsiniz.