Doğa terapisi ya da yeşil terapi olarak da bilinen “Ekoterapi” aslında “Ekopsikoloji” uygulama alanıdır. Ekopsikoloji, “insan doğanın bir parçasıdır” anlayışından yola çıkar ve bireylere doğa ile ilişkilerini keşfetme şansını verir. Bu kısım yani insan ve doğa bütünlüğü ya da doğanın iyileştirme gücü genelde diğer psikoterapi alanlarında göz ardı edilir.

Ekopsikoloji 1960’ların başında modern yaşam ile ortaya çıkan izolasyon ve sürekli hissedilen yorgunluk hissini tartışmak için yapılan toplantılarda keşfedildi fakat o dönemlerde çok ilgi görmedi.

1990’ların başında ünlü tarih profesörü Theodore Roszak tarafından yayınlanan “Dünyanın Sesi” başlıklı manifesto, Ekopsikoloji ile ilgili merak uyandırarak insanların dikkatini bu noktaya çekmeyi başardı. Prof. Theodore, manifestosunda modern psikolojiyi insan ve doğanın temel bağını ihmal ettiği için eleştirdi. Bugün, Ekopsikoloji ana akım olarak akademik literatüre girmiş durumda. Ekopsikologlar zihin ve doğa arasında güçlü bir bağ olduğunu kabul ediyor ve bunu iyileştirici bir etmen olarak kullanıyorlar.

Ekoterapi / Doğa Terapisi / Yeşil TerapiEkoterapinin Temeli: Dünya İle Bağlantı

Ekoterapinin merkezi yeryüzü sistemleri ile aramızdaki doğal bağlantıdır. Ekopsikologlar, dünyanın karmaşık bir denge sistemi ile kendi kendini onarma kapasitesine sahip olduğuna inanırlar. Eğer insanlar da bu sisteme uyum sağlayabilirlerse “tıpkı dünya gibi” onlar da zihinsel sağlıklarını iyileştirebilirler. Dünyanın refahı ile kişinin refahı birbirinden ayrı düşünülemez; insanların yaşamı kendi yaşamlarından daha büyük bir sistemin parçasıdır.

Doğa ve Ruh Sağlığı

Ekoterapi, insanların doğal çevreye bağlı olduğu ve bu çevreden doğrudan etkilendiği fikrine dayanır. Gün geçtikçe sayıları artan bir grup, doğa ile bağlantı kurmanın olumlu faydalarını vurguluyor. Söz gelimi, Profesör Terry Hartig, topladığı bir denek grubundan, 40 dakika boyunca zihinlerini yoracak bilişsel aktiviteleri tamamlamasını istedi. Bu sürenin sonunda görevlerini tamamlayanlara bir sonraki 40 dakika için 3 farklı alternatif sunuldu.

Birinci grup doğa yürüyüşünü, ikinci grup şehre inmeyi üçüncü grup ise sessizce oturarak müzik dinlemeyi tercih etti. Doğa yürüyüşünü tercih edenler daha sakinlemiş ve daha pozitif döndüler.

Yine yapılan benzer araştırmalarda:

  • Depresyona girmiş hastalar arasında, doğada zaman geçirenlerin, alışveriş merkezinde vakit geçirenlerin %45’inden daha hızlı iyileştikleri,
  • Hastane ortamında kokan taze meyve kokularının depresif ruh halini hafiflettiği,
  • Trafik gürültüsü yerine kuş sesi dinlemenin stresi azalttığı,
  • Hatta doğa resimlerinin bile insanların ruh halini ve zihinsel sağlığını olumlu etkilediği gözlemlenmiştir.

100 yıl sonra bir daha: Gömülü bir Viking Gemisini yüzeye çıkarma çalışmaları” başlıklı blog yazımıza gidebilir ya da Önemse kategorisine geri dönebilirsiniz.