Gökyüzü açık! Tüm dünyada milyonlarca insanı zorunlu olarak evlerinde tutan küresel bir salgının sonucu da olsa, bu iki kelime herkesi gülümsetiyor. Evet, gökyüzü açık ve istersek hep temiz ve açık kalabilir…

Sera Gazı Nedir?

En kısa tanımıyla sera gazı, dünyada doğal olarak var olan ve yapay olarak yaratılan ısıyı, dünyanın atmosferine hapseden gazlara verilen isimdir. Kızıl ötesi ışınları absorbe eden sera gazı atmosferdeki sıcaklığı arttırarak dünyanın yaşanır bir hale gelmesini sağlar. Eğer sera gazları olmasaydı, dünya bizlerin yaşaması için gerekli olan sıcaklığı sağlayamayarak, muhtemelen buzullar ve buz çölünden ibaret bir gezegen olurdu.

Sera Etkisi Nedir?

Jean Baptise Fourier, 1920’li yıllarda Güneş’ten Dünya’ya aktarılan tüm ısının aynı şekilde uzaya kaçmadığını, atmosferde şemsiye gibi bir şeyin bu enerjiyi tuttuğunu fark etti. Bugün biz bu olguya sera etkisi adı veriyoruz. Çünkü sistem aslında güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarı vermeyen seralardan farksız.

Peki, sorun nerede?

Aslında problem, “Doğal Sera Etkisi”nin yanında tüm insan faaliyetlerinin de küresel ısınmaya katkıda bulunması. Sera gazları karbondioksit, su buharı, nitrojenoksit, metan, ozon ve halokarbonlardan oluşur. En önemlisi de karbondioksit gazıdır. Ancak Sanayi devriminin ilk yıllarından itibaren en başta karbondioksit olmak üzere atmosferdeki sera gazı bileşeni hızla artmakta. Eğer böyle devam ederse gelecek yüzyıl karbondioksit oranının ikiye katlanması, doğal olarak ortalama sıcaklıkların da 1,5°C- 4,5°C arasında bir artış göstermesi beklenmektedir.

Bu yapay ısınmanın dünya köklü değişiklikler yaratacağı aşikâr. Daha önce doğal afet yaşamamış alanlarda kasırgalar, seller, taşkınlar yaşanacak, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar, sonradan oluşan çöller görülecek.

Sera Gazı Etkisi Nedir? Sera Gazı Seviyesi 20. Yüzyıldaki Seviyelere Geriler Mi?

Buralara Nasıl Geldik? Neyi Yanlış Yaptık?

Küresel iklim değişiminin 200 yıllık bir hikâyesi var. 1830’larda tepe noktasına ulaşan Birinci Sanayi Devrimi makine gücünü en etkili üretim bileşeni haline getirdi. Yani insanlar tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması ve küresel ısınma bu tarihlerde başladı.

1938’de Guy Callender İngiliz Kraliyet Meteoroloji Derneği’nde yaptığı konuşmada aşırı kömür kullanılmasından dolayı dünyanın ısındığını, meteorolojik verilerle gösterdi. 1950’lerde iklim bilimci Charles Keeling Hawaii’deki Mauna Loa Dağı’na tırmanarak atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunu ölçtü, karbondioksit oranında düzenli bir artış olduğunu ortaya çıkardı. 1975’te Syukuro Manabe ve Richard Weatherald bilgisayar ortamında bir modelleme yaparak, karbondioksitin havada iki kat artması halinde dünyadaki ortalama hava sıcaklığının 3 °C artacağını gösterdi.

1990’lı yıllardan sonra dünya nihayet anladı! Hızla artan insan nüfusunun yanı sıra anlaşılmaz bir biçimde artan ürün ve hizmet talebi kaçınılmaz bir biçimde üretimi de arttırınca, gelişen teknolojinin yarattığı yeni sorunlarla birlikte, dünya hızla bir çıkmaz sokağa doğru gitmeye başladı…

Ancak bugünlerde, zorunlu da olsa bir şeyler değişiyor. Araştırmacılar, dünyadaki karbon üretiminin geçen yıla kıyasla %5’ten fazla düşüş gösterdiğini söylüyor. Sözgelimi Küresel Karbon Projesine başkanlık eden Rob Jackson, “Ne Sovyetler Birliği’nin çöküşü ne son 50 yılda yaşanan çeşitli petrol krizleri ne de ekonomik krizlerin emisyonları şimdiki gibi etkilemesi mümkün olmadı” diyor. Belki de COVID-19’un yayılması, bilim adamlarının umutsuzca haykırdığı çevresel dönüşüme istemeden yardımcı olabilir.

Ekoloji uzmanı Kevin Rose Newsweek’e verdiği demeçte, “Ekonomik durgunluklar, enerji kullanımı ve nüfus değişimlerinde ortaya çıkan düşüşler, çevreyi kirleten unsurlarda önemli bir azalış sağlıyor, sera gazları, enerji yoğun ekonomik faaliyetler yavaşladıkça azalıyor, karantina protokolleri, tüm kirleticiler üzerinde derin ama kısa vadeli bir etki yaratıyor. Çünkü daha az insan seyahat ediyor ve daha az işletme çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.

Bugünlerde sahillerimizi süsleyen yunusların, etrafımızda aniden beliren yaban hayatın insanlar evlerinden çıktıktan sonra tekrar geri çekileceğini biliyoruz. Aynı şekilde fabrikalar çalışmaya başladığında, arabalar otoyolları doldurduğunda berrak gökyüzünü de tekrar kaybedeceğimizi biliyoruz.

En azından temiz bir doğanın neye benzediğini hatırladık…

Ömür uzatan Akdeniz Diyeti” başlıklı blog yazımıza gidebilir ya da Önemse kategorisine geri dönebilirsiniz.